Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen Covid-19 salgının ülkemizdeki olumsuz sonuçlarını en aza indirmek amacıyla birtakım uyulması zorunlu tedbirler alınmaktadır. Bu kapsamda alınan tedbirlerden biri de tüm eğitim/öğretim kurumlarının kapatılması ve uzaktan eğitim sistemine geçilmesi olmuştur.
Ülkemizde geçmiş yıllarda deprem felaketinin yaşandığı bölgelerde ve domuz gribi salgını döneminde de kısa süre için uzaktan eğitim çalışmaları yapılmıştır. Ancak tüm ülkedeki her türlü eğitim/öğretim kurumunun bu kadar uzun süreli kapatılması ilk defa yaşanan bir durumdur. Okulların kapatılmasıyla birlikte kapatılan döneme ilişkin ücretlerin akıbeti tartışma konusu olmuştur. Okuyacağınız blog yazısında mevcut uygulama ve alınan kararlar ile özel öğretim kurumlarının kapatıldığı dönem için ödenen ücretler hakkında hukuki değerlendirmelerimize yer verilecektir.
I. MEVCUT DURUM
Salgın nedeniyle alınan önemler kapsamında okullar önce 16.03.2020 tarihinden itibaren 2 hafta süreyle kapatılmış, devam eden süreçte bu süre 30.04.2020 tarihine kadar uzatılmıştır. 29.04.2020 tarihinde yapılan açıklamada ise 31.05.2020 tarihine kadar okulların açılmayacağı ifade edilmiştir. Salgının yayılma durumu ve yeni tedbirler alma ihtiyacına göre bu sürenin de uzatılıp uzatılmayacağı belirlenecektir.
Okulların kapatılma kararından sonra ilk olarak Milli Eğitim Bakanı ve Özel Okul Dernekleri temsilci başkanları arasında yapılan görüşmelerde özel okulların velileri ile yaptıkları sözleşmelerin gereği olan yüz yüze eğitimin okullar açıldıktan sonra tamamlanacağı ve bu süre içinde öğrencilere yemek ve servis hizmeti de sunulacağı kararı alınmış ve basın açıklaması yapılmıştır[1]. Bu kapsamda özel öğretim kurumları dernekleri de bir araya gelerek 24.03.2020 tarihli bir basın bülteni yayımlamıştır[2].
Türkiye Özel Okullar Derneği Başkanı tarafından yapılan ve basında paylaşılan açıklamada yemek ve servis ücretleri için okulların kendi belirledikleri yöntemleri uygulayacağı, eğitimin uzatılması halinde zaten yemek ve servis hizmetinin devam edeceği, eğitimin uzatılmaması halinde hizmet verilmeyen döneme ilişkin ücretlerin iade edileceği belirtilmiş, bu kapsamda bir kısım okulların bir sonraki yıl ücretinden mahsuplaşma yoluna gitmeye karar verdiği ifade edilmiştir[3].
Bu süreçte öğrencilerin kaydının yüz yüze eğitime devam edemeyen özel okullardan başka bir okula nakledilmesini talep eden veliler olmuş ancak Millî Eğitim Bakanlığının 31.03.2020 tarihli ve E. 6041769 sayılı yazısı ile Bakanlığa bağlı resmi/özel okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumları arasında gerçekleşen öğrenci nakil ve geçiş işlemlerinin ikinci bir talimata kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla bu süreçte özel okulda kayıtlı öğrencilerin başka bir okula nakledilmesi de mümkün olmamaktadır.
II. HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konması mümkün olmayan olaylar mücbir sebep olarak kabul edilmektedir[4]. Yargıtay içtihatlarında söz konusu unsurları barındıran salgın hastalık gibi doğal afetlerin mücbir sebep teşkil ettiği hüküm altına alınmıştır[5]. Mücbir sebebin sonucu ise kural olarak borçlunun kusurunun bertaraf edilmesi ve doğan zarardan sorumlu tutulmamasıdır[6].
Tüm dünyayı etkileyen bir pandemi haline gelen Covid-19 salgının objektif anlamda mücbir sebebin unsurlarını taşıdığı görülmektedir. Ancak salgının subjektif etkileri her sözleşme özelinde farklılık arz eder. Söz konusu mücbir sebep nedeniyle tüm eğitim öğretim kurumlarının idari bir kararla kapatılarak fiziki eğitime ara verilmesinin yarattığı hukuki sonuçların da her sözleşme özelinde değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle salgının özel okul sözleşmelerine etkisi okul öncesi eğitim sözleşmeleri ve ilköğretim/ortaöğretim okulu sözleşmeleri ile eğitim hizmeti ve diğer hizmetler bakımından ayrı başlıklar altında incelenecektir.
1. Özel Eğitim/ Öğretim Kurumlarıyla Akdedilen Sözleşmelerin Niteliği ve Tabi Olduğu Hükümler
Özel eğitim/öğretim kurumlarıyla veliler arasında akdedilen sözleşmeler –okul sözleşmeleri- kurumun asli ediminin eğitim hizmetinin ifası olduğu velinin de kural olarak para borcunu üstlendiği sürekli edimli sözleşmelerdir.
İçtihatlarla da sabit olduğu üzere okul sözleşmesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun –6502 sayılı Kanun- hükümlerine tabi bir tüketici sözleşmesidir[7]. Bu nedenle okul sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda 6502 sayılı Kanun hükümleri ile bu kanunda hüküm bulunmayan imkânsızlık gibi hallerde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu –TBK- hükümleri uygulanacaktır. Bu noktada ilgili sözleşmede bir mücbir sebep maddesi olması halinde bu maddenin öncelikle uygulanması gerekir. Ancak okul sözleşmeleri birer tüketici sözleşmesi olduğu için ilgili maddeler 6502 sayılı Kanun kapsamında haksız şart incelemesine tabi olacaktır. Okul sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için görevli mahkeme tüketici mahkemesi olup tüketici hakem heyeti parasal sınırlarına da dikkat edilmesi gerekir.
Öte yandan her derece ve türdeki özel öğretim kurumlarının açılış ve işleyişiyle ilgili usul ve esaslar 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve Millî Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği[8] –Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliği- ile düzenlenmiştir. Yönetmelik m. 68 ile bu yönetmelikte yer almayan hususlarda, resmî benzeri kurumların tabi olduğu mevzuat[9] hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Velilerin okullarla akdedeceği sözleşmeler de anılan mevzuatta yer alan sınırlamalara tabi olmak durumundadır. Bu nedenle ücret iadesi, eğitim yılının kapsamı gibi konularda anılan mevzuat hükümlerinin de değerlendirilmesi gerekecektir.
2. İlk ve Ortaöğretim Kurumlarıyla Akdedilen Sözleşmeler
Kişinin borcunun ifası, esasen doğa ve mantık kurallarına göre mümkün olduğu halde, emredici bir hukuk kuralı veya hukuken yetkili kılınmış bir makamın kararı ile o borcun ifası engellenmiş olabilir. Bu halde hukuki imkânsızlık halinin bulunduğu kabul edilir[10]. Tüm öğretim kurumlarının salgın nedeniyle kapatılması kararıyla yüz yüze eğitim hizmetinin ifasında hukuki imkânsızlık meydana gelmiştir.
Öte yandan bir borcun kararlaştırılan zamanda ifasının önünde kesin bir engel olmakla birlikte, ifanın daha sonraki bir zamanda mümkün hale gelebilecek olması ise “geçici imkânsızlık” olarak ifade edilir. İfayı engelleyerek imkânsızlık yaratan hukuki olgunun kaldırılması her zaman mümkündür. Bu halde, borcun sözleşmenin gerektirdiği zamanda ifa edilmesi belli bir olgu tarafından engellenmekle birlikte, ilerleyen zamanda bu engelin ortadan kalkmasıyla borç ifa edilebilir hale gelmektedir[11]. Meydana gelen geçici imkânsızlık halinde sözleşmeye bağlılık süresi ise akde tahammül süresine göre belirlenecek olup her somut olaya göre ayrı değerlendirilmelidir[12]. Somut sözleşmenin amacına ve borçlunun edimiyle ulaşılmak istenen sonuca, daha ileri bir zamanda ulaşmak mümkün değilse imkânsızlık sürekli sayılmalıdır.
Okul sözleşmeleri bu kapsamda değerlendirildiğinde, yüz yüze eğitim hizmetinin ifasının hukuki imkansızlıkla karşı karşıya kaldığı açıktır. Ancak bu durumun bir geçici tedbir kararından kaynaklandığı, önümüzdeki 1-2 ay içinde kalkacağı öngörülmektedir. Bu durumda okul sözleşmesiyle hedeflenen amaca sonraki bir tarihte ulaşmanın mümkün olmadığı değerlendirilmelidir. Okulların kapatılmasının geçici imkânsızlık yarattığının kabul edilmesi halinde bu durumun borçlu temerrüdü meydana getireceği[13], borçlunun bir kusuru olmadığından tazminat talep edilemeyeceği ifade edilmelidir.
Öğretide uzaktan eğitime devam edildiği için okulların kapatılmasının 6502 sayılı Kanun’un ayıplı hizmet hükümleri kapsamında değerlendirilebileceği de ifade edilmiştir[14]. Ancak akdedilen okul sözleşmesinden, yüklenilen edimin okulun sahip olduğu tüm fiziki imkanlar kullanılarak yüz yüze öğretim hizmetinin sağlanması olduğu anlaşılıyorsa burada imkânsızlık kurumunun ve sonuçlarının değerlendirilmesi kanaatimizce daha isabetli olacaktır.
Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin “Yıllık çalışma takvimi ve çalışma saatleri” başlıklı 10. maddesi “Okullarda, resmî okullar için hazırlanan yıllık çalışma takvimi uygulanması esas olmakla birlikte, valilikçe kabul edilmesi hâlinde ayrı bir çalışma takvimi de düzenlenebilir” şeklindedir. Aynı Yönetmeliğin 4. maddesi ile öğretim yılı “Ders yılının başladığı tarihten ertesi ders yılının başladığı tarihe kadar geçen süre” ders yılı ise “Okullarda, derslerin başladığı tarihten kesildiği tarihe kadar geçen süre” olarak tanımlanmıştır.
Okulların kapatıldığı süreye ilişkin herhangi bir hak kaybı olmaması adına ilerleyen süreçte telafi çalışmaları yapılması planlanmaktadır. Nitekim Covid-19 salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında 7243 sayılı Kanun’un[15] 24. maddesi “İlçe, il veya ülke genelinde genel hayatı etkileyen salgın hastalık, doğal afet, elverişsiz hava koşulları gibi nedenlerle eğitim ve öğretim faaliyetinin iki haftadan fazla süreyle yapılamaması halinde uygulanacak telafi programlarının ders yılı içerisinde tamamlanamadığı durumlarda yaz tatilinde yapılacak eğitim ve öğretim faaliyetleri nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığınca öğretmenlerin izinleri kısaltılabilir. Bu durumda öğretmenlerin izinleri bir aydan az olamaz.” hükmüyle öğretmenlerin izinlerini kısaltarak salgın nedeniyle yapılamayan dersler için yaz aylarında telafi çalışması yapılmasının mümkün olduğu ortaya konmuştur.
Öte yandan halihazırda uzaktan eğitim modeliyle bilgi aktarımına ilişkin dersler işlenmeye devam etmektedir. Dolayısıyla ilk/ortaöğretim kurumları açısından okulların geçici olarak kapatılmasının eğitim hizmetinin tamamının ifasını TBK m. 136 doğrultusunda sürekli imkânsızlık hale getirdiğini söylemek güçtür.
Her ne kadar bazı dersler uzaktan eğitim yoluyla işlense de fiziki etkinlik odaklı dersler için bunun mümkün olmadığı açıktır. Yapılan açıklamalarda planlanan telafi eğitiminin süresi ve kapsamında ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Bu noktada telafi eğitimlerinin yapılamayan derslerin tamamını kapsayıp kapsamadığı bilinememektedir. Ancak Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin ücret tespitine ilişkin 53/1. maddesi “.. öğrenci ve kursiyer ücretlerini; veli veya kursiyerlerle yapacakları Bakanlıkça belirlenerek Genel Müdürlük internet sayfasında yayımlanan özel sözleşmelerinde sağlayacaklarını belirttikleri eğitim ve öğretim imkânlarına, gelişmelerine imkân verecek yatırım ve hizmetler ile diğer işletme giderlerine göre tespit ederler.” şeklinde düzenlenmiştir. Gerçekten de özel okul ücretleri öğrencilere sağlanan spor tesisi imkanları, uygulamalı dersler için deney laboratuvarları gibi pek çok unsurla belirlenmektedir. Yüz yüze yapılacak telafi eğitiminin okulların kapalı olduğu süreden daha kısa bir süre olması da muhtemeldir. Bu halde sözleşmede belirlenen sürelerde vaat edilen spor, labarotuvar gibi uygulamalı dersler yapılamamış olacaktır. Vaat edilen tüm bu hususların uzaktan eğitim veya uyulması zorunlu kısa süreli telafi eğitimiyle yerine getirilememesi halinde ise kısmi imkânsızlık oluşacağını kabul etmek gerekir.
Kısmi ifa imkansızlığı TBK m. 137 hükmüyle düzenlemiştir. Buna göre borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. TBK m. 137/2 ise “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan hüküm doğrultusunda uzaktan eğitime devam ederek kısmi ifayı kabul edenler için karşı edimleri olan okul ücretlerinde de indirim yapılması gerekecektir.
3. Okul Öncesi Eğitim Kurumlarıyla Akdedilen Sözleşmeler
Okul öncesi eğitim kurumlarıyla -anaokulu, kreş, ana sınıfı, uygulama sınıfı gibi- akdedilen sözleşmelerin kapatılmasıyla oluşan durumun okullardan daha farklı değerlendirilmesi gerekir. Zira okul öncesi eğitim kurumları için bir üst başlıkta tartışılan uzaktan eğitimin yapılması mümkün görünmemektedir. Gerçekten de okul öncesi eğitim çağında olan çocukların yaşları ve kendilerine verilecek eğitimin kapsamı gereği fiziki etkinliklerin yapılması gerekir. Bu nedenle online şekilde uzaktan eğitim yapılması okul öncesi eğitim çağı için uygun olamayacaktır[16].
Öte yandan okul öncesi eğitimde telafi çalışmasının zamanı da ayrı bir önem arz eder. Şöyle ki, okul öncesi eğitim kurumları için yakın zamanda telafi eğitimi planlaması olup olmadığı henüz bilinmemektedir. Ancak söz konusu kurumların üstlendiği eğitim hizmetinin belirli bir zamanda ifa edilmesi gerekir. Nitekim şu an bir anaokulunda kayıtlı olan ancak önümüzdeki ders yılında ilkokul 1. sınıfa başlayacak bir çocuk için anaokulunun eylül ayı itibariyle telafi eğitimi vermesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle söz konusu kurumların kapalı kalmasının muhtemel olduğu önümüzdeki bir iki ay bile akde tahammül süresi olarak kabul edilemeyecektir. Dolayısıyla okul öncesi eğitime ilişkin sözleşmenin niteliği gereği geçici imkânsızlık nedeniyle sözleşmeyi askıya alınamaması ihtimali vardır.
Sözleşmenin ifası esasen geçici nitelikli hukuki engel nedeniyle imkânsız hale gelse de taraflardan birinin engelin ortadan kalkmasına kadar sözleşmeyle bağlı kalmasının dürüstlük kuralı uyarınca beklenemeyeceği durumların sürekli imkânsızlık meydana getirdiği kabul edilir[17]. Okul öncesi eğitim kurumlarıyla akdedilen sözleşmelerin de büyük çoğunluğunda telafi eğitimi mümkün olamayacağı için sürekli imkânsızlık gündeme gelmesi mümkündür.
Sürekli imkânsızlık TBK m. 136 ile düzenlenmiştir. Bu halde eğitim hizmetinin imkânsız hale gelmesinde sözleşme tarafının bir kusuru olmadığı için borç tazminatsız olarak sona erecektir. TBK m. 136/2 hükmü gereği kendi edimi imkansızlaşmış olan kurum velilerden de ücret talep edemeyecek, ödenen ücreti sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekecektir.
4. Yemek/Servis Gibi Diğer Hizmetler Kapsamında Akdedilen Sözleşmeler
Okul sözleşmelerinde asli edim ilgili eğitim hizmetinin ifasıdır. Ancak taraflar bu sözleşmelerde yemek, servis, yurt hizmetlerinin sağlanması veya kırtasiye malzemelerinin temini gibi başkaca edimler ve bunların ücreti konusunda anlaşmış olabilirler. Nitekim Özel Eğitim Kurumları Yönetmeliğinin 53/5. maddesi “Kurumlar, öğrenci veya kursiyerlerden; yemek, kahvaltı, servis, pansiyon/yatakhane, kitap-kırtasiye, kıyafet, etüt ve benzeri hizmetler karşılığında alacakları ücretleri mayıs ayının sonuna kadar ayrıca tespit ederler. Bu fıkrada yer alan hizmetlerden, talep eden veliler faydalanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Eğitim/öğretim kurumlarının kapatıldığı dönem boyunca, uzaktan eğitim devam etse dahi yemek, servis gibi hizmetlerin yerine getirilemediği açıktır. Burada da genel kural taraflar arasında akdedilen sözleşmede konuya ilişkin özel bir hüküm bulunması halinde öncelikle bunu uygulamak, aksi halde genel hükümler çerçevesinde değerlendirme yapmak olacaktır. Bu kapsamda hızla yayınlaşan Covid-19 salgını nedeniyle okulların zorunlu olarak kapatılmasının tarafların kusurundan kaynaklanmayan ve öngörülemez bir nedenle taşıma, yemek gibi işlerin ifasını imkânsız hale getirdiğinin kabulü gerekir.
Bir üst başlıkta da açıklandığı üzere TBK m. 136 hükmü kapsamında ilgili okul dönemi için imkânsızlık sebebiyle taşıma veya yemek işinden kurtulan taraf, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Söz konusu hizmetlere ilişkin borç okul sözleşmesiyle düzenlenmişse bu halde okul sözleşmesinin ilgili hükümleri için TBK m. 137 gereği kısmi ifa imkansızlığı söz konusu olacaktır.
Sonuç olarak okulların kapatılan dönemine ilişkin ödenen servis veya yemek ücretinin sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda iade edilmesi, ilgili döneme ilişkin henüz ödeme yapılmamışsa artık bu ödemenin talep edilmemesi gerekmektedir.
Öte yandan yeniden yüz yüze eğitime başlanması ve kapatılan gün kadar önümüzdeki aylarda telafi eğitimi yapılması durumunda ödenen servis ve yemek ücretinin karşılığı olan hizmetler de sağlanmış olacaktır. Aynı şekilde taraflarca önümüzdeki yıl ücretinden mahsuplaşma yolunda taraflarca anlaşma sağlanmış olması durumunda fazladan ödeme gündeme gelmeyeceğinden bu hallerde ücret iadesi de talep edilemeyecektir.
III. SONUÇ
Tüm eğitim/öğretim kurumlarının salgın mücbir sebebi nedeniyle idari bir kararla yaklaşık iki buçuk ay gibi uzun bir süre kapatılmıştır. Ülkemizde ilk kez yaşanan fiziki eğitime bu şekilde ara verilmesinin yarattığı hukuki sonuçların her sözleşme özelinde ayrı değerlendirilmesi gerekir. Okul sözleşmeleri sürekli hizmet edimini konu alan bir tüketici sözleşmesidir. Okul sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda öncelikle varsa ve haksız şart teşkil etmiyorsa sözleşmede yer alan mücbir sebep maddeleri uygulanacaktır.
Tüm öğretim kurumlarının salgın nedeniyle kapatılması kararıyla yüz yüze eğitim hizmetinin ifasında hukuki imkânsızlık meydana gelmiştir. Bir borcun kararlaştırılan zamanda ifasının önünde kesin bir engel olmakla birlikte, ifanın daha sonraki bir zamanda mümkün hale gelebilecek olması durumu ise “geçici imkânsızlık” olarak ifade edilir.Ancak somut sözleşmenin amacına ve borçlunun edimiyle ulaşılmak istenen sonuca, daha ileri bir zamanda ulaşmak mümkün değilse imkânsızlık sürekli sayılmalıdır.
İlk ve orta öğretim kurumlarında halihazırda uzaktan eğitim modeliyle bilgi aktarımına ilişkin dersler işlenmeye devam etmektedir. Öte yandan önümüzdeki aylarda telafi eğitimi yapılması planlanmaktadır. Dolayısıyla ilk/ortaöğretim kurumları açısından okulların geçici olarak kapatılmasının eğitim hizmetinin ifası açısından TBK m. 136 doğrultusunda sürekli imkânsızlık doğurduğunu söylemek güçtür.
Okulların kapatılmasının geçici imkânsızlık yarattığının kabul edilmesi halinde bu durumun borçlu temerrüdü meydana getireceği ancak borçlunun bir kusuru olmadığından tazminat talep edilemeyeceği ifade edilmelidir.
Okul sözleşmesiyle yüklenilen edimin tamamının, spor veya uygulamalı laboratuvar dersleri gibi, yerine getirilememesi halinde kısmi imkânsızlık söz konusu olacaktır. Bu halde uzaktan eğitime devam ederek kısmi ifayı kabul edenler için karşı edimleri olan okul ücretlerinde de indirim yapılması gerekecektir.
Okul öncesi eğitim kurumlarıyla akdedilen sözleşmelerde ise sözleşmenin konusu eğitimin ilgili çocukların yaşı ve eğitim kapsamındaki aktiviteler gereği yüz yüze yapılması gerekir. Bu sözleşmelerin ifası için uzaktan eğitim mümkün olmadığı gibi, bir sonraki ders yılında telafi yapılması da mümkün olmayabilir. Bu halde eğitim hizmeti kusursuz olarak sürekli imkânsız hale geldiğinden borç tazminatsız olarak sona erer. TBK m. 136/2 hükmü gereği kendi edimi imkansızlaşmış olan kurum velilerden de ücret talep edemeyecek, ödenen ücreti sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerekecektir.
Son olarak eğitim hizmetinin yanında servis, yemek, kırtasiye malzemesi temini gibi borçlar da okulların kapatılmasıyla imkânsız hale gelmiş olacaktır. Okulların kapatılan dönemine ilişkin ödenen servis veya yemek ücretinin sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda iade edilmesi, ilgili döneme ilişkin henüz ödeme yapılmamışsa artık bu ödemenin talep edilmemesi gerekmektedir. Yeniden yüz yüze eğitime başlanması ve kapatılan gün kadar önümüzdeki aylarda telafi eğitimi yapılması durumunda ödenen servis ve yemek ücretinin karşılığı olan hizmetler de sağlanabilir. Aynı şekilde taraflarca önümüzdeki yıl ücretinden mahsuplaşma yolunda taraflarca anlaşma sağlanmış olması durumunda fazladan ödeme gündeme gelmeyeceğinden bu hallerde ücret iadesi de talep edilemeyecektir.
Av. Doç. Dr. Süleyman YILMAZ
Av. Özlem TÜRKOĞLU, LL. M.
[1]https://www.meb.gov.tr/sss.php
[2]http://www.ozdebir.org.tr/ozel-ogretim-derneklerimizden-ortak-aciklama-3
[3]https://www.tozok.org.tr/Page/Tr/Icerikler/Basin
[4]Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 557; Kılıçoğlu, Ahmet: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 16. Bası, Ankara 2012, s. 304.
[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2018 tarihli, 2017/11-90 E. ve 2018/1259 K. sayılı kararı.
[6]Eren, s. 562.
[7] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2013 tarihli, 2013/27409 E. ve 2013/26924 K. sayılı kararı ile “davacı şirket ile davalı arasında eğitim öğretim hizmetinden kaynaklanan bir uyuşmazlığın bulunduğu, bu uyuşmazlık konusu itibari ile taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bozma ilamında da belirtildiği gibi 4077 Sayılı kanun kapsamında kaldığı, bu kanun kapsamında yargılama yapma yetki ve görevinin Tüketici Mahkemesi olması sebebi ile mahkememizin görevsizliğine karar verilmesi gerektiği kanaati gelmiş olmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklindeki yerel mahkeme kararı onanmıştır.
[8] 20.03.2012 tarihli ve 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
[9] 26.07.2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği ve 07.09.2013 tarihli ve 28758 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği hükümleri uygulanacaktır.
[10]Eren, s.1299; Özçelik, Barış: Sözleşmeden Doğan Borçların İfasında Hukukî İmkânsızlık ve Sonuçları, AÜHFD, 63 -3- 2014, s. 572.
[11]Eren, s. 1040; Özçelik, s.584.
[12] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.4.2010 tarihli, 2010/193 E. ve 2010/235 sayılı kararı.
[13]Eren, s. 1040.
[14]Bellican, Cüneyt/ Acar Ünal, Özlem: Covid-19’un Okul Sözleşmelerine Etkisi: Olasılıklar Okulu https://blog.lexpera.com.tr/covid-19un-okul-sozlesmelerine-etkisi-olasiliklar-okulu/
[15] 17.04.2020 tarihli ve 31102 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
[16]Aynı yönde: Bellican, Cüneyt/ Acar Ünal, Özlem: Covid-19’un Okul Sözleşmelerine Etkisi: Olasılıklar Okulu https://blog.lexpera.com.tr/covid-19un-okul-sozlesmelerine-etkisi-olasiliklar-okulu/
[17]Eren, s.1041; Kılıçoğlu, s.844; Özçelik, s.585.

