Covid-19 Salgınının İnşaat Sözleşmelerinde Mücbir Sebep Teşkil Etmesi Ve Etkileri

Yazıyı paylaş

Share on facebook
Share on linkedin
Share on twitter
Share on email

İşbu blog yazısı ile ülkemizi ve tüm dünyayı etkisi altına alan, yaşamın her alanını etkileyen Covid-19 salgınının mücbir sebep sayılması ve bu hususun inşaat sözleşmelerindeki etkisi ele alınacaktır.

      1. GİRİŞ

Bilindiği üzere Covid-19 salgını, insan yaşamını sekteye uğratmış, etkilerine göre karantina uygulaması dahi gündeme gelerek sosyal hayatı durma noktasına getirmiştir.  Hukuki, ticari, teknik ve ekonomik alanlardaki etkisi göz önüne alındığında taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkilerin de etkilendiği görülmektedir. Bu çalışmamızda salgın hastalığın özellikle inşaat sektörüne etkisi tartışılacaktır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından öncelikle mücbir sebep ve etkileri, ardından Covid-19 salgınının günümüz sözleşme ilişkilerine yansıması değerlendirilecektir.

      2. MÜCBİR SEBEP

Mücbir sebep kavramı her ne kadar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda –TBK- yer alsa da net bir tanımı yürürlükteki mevzuat kapsamında mevcut değildir. Doktrin ve içtihatlara bakıldığında ise mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen -haricilik-, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle mücbir sebep, borçlunun borcu ihlal etmesine mutlak bir şekilde kaçınılmaz olarak sebep olan dışsal bir olay olarak tanımlanabilir[1]. Tanımlara bakıldığında mücbir sebepte temel olarak haricilik, kaçınılmazlık ve öngörülmezlik unsurlarının olduğu görülmektedir.

Bu noktada sıklıkla karşılaştığımız kamu inşaat sözleşmelerindeki mücbir sebep düzenlemesine bakmak gerekirse; 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun mücbir sebepler başlıklı m.10 uyarınca “Mücbir sebep olarak kabul edilebilecek haller aşağıda belirtilmiştir:
a- Doğal afetler
b- Kanuni grev
c- Genel salgın hastalık
d- Kısmî veya genel seferberlik ilânı
e- Gerektiğinde Kurum tarafından belirlenecek benzeri diğer haller”
mücbir sebepler sınırlı sayıda olmaksızın örnek olarak sayılmıştır. Yargıtay da bu hususta[2]“…Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.” şeklindeki ifadesiyle salgın hastalığın mücbir sebep sayılacağını belirtmiştir. Bilindiği üzere Covid-19 salgını da pandemi[3]kabul edilmiş ve etkilerinin azaltılabilmesi için devlet tarafından birtakım zorunlu önlemler alınmıştır. Öğretide Covid-19 salgını bir sosyal felaket olarak da nitelendirilmektedir[4].

Tüm bu nedenlerle Covid-19 salgınının objektif kıstaslar kapsamında mücbir sebep şartlarını taşıdığını kabul edilebilir. Ancak bir sözleşme ilişkisinde mücbir sebep iddiasının öne sürülebilmesi için somut olay özelinde sübjektif olarak tüm şartların varlığı gerekir.

      3. COVİD-19 SALGINININ MÜCBİR SEBEP KAPSAMINDA İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNE ETKİSİ

22.03.2020 tarihli ve 31076 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de Covid-19 salgını kapsamında kamu çalışanlarına yönelik ilave tedbirler ile ilgili 2020/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayımlanmış olup anılan genelgede özetle; salgının etkilerinin en aza indirilmesi kapsamında kamu hizmetlerinde asgari sayıda personel çalıştırılması, uzaktan çalışma, esnek çalışma, dönüşümlü çalışma yöntemleri belirlenebileceği, dönüşümlü çalışanların gelmedikleri günler kapsamında idari izinli sayılacağı belirlenmiştir. Nihayetinde 24.03.2020 tarihli ve 31078 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de 518 sayılı Vergi Usul Kanunu Tebliğinde, Hazine ve Maliye Bakanlığı -Gelir İdaresi Başkanlığı-’ndan Vergi Usul Kanununun mücbir sebeplere ilişkin hükümleri doğrultusunda mücbir sebep halinden faydalanacak mükellef grupları arasında blog yazımızın konusunu teşkil eden inşaat sektörü de sayılmıştır. Dolayısıyla vergi mevzuatı açısından inşaat işinin Covid-19 salgınından doğrudan etkilenen faaliyet alanlarından olduğu kabul edilmiştir.

Covid-19 salgınının sözleşme ilişkisinde mücbir sebep teşkil etmesinde ise salgın kapsamında uygulanan tedbirlerin ve tavsiye kararlarının kapsamı ve sözleşmede salgın hastalığa dair bir mücbir sebep düzenlenmesinin varlığı ile oluşan bu durumun yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki etkisi önemlidir.

Bilindiği üzere uygulamada genellikle inşaat sözleşmelerinde mücbir sebep olarak sayılacak hallere ve mücbir sebep halinde yapılacaklara, durumun olumsuz sonuçlarını bertaraf etmek adına iş sahibi tarafından verilecek süre uzatımlarına dair hüküm konulmaktadır.

Bu bağlamda tarafların aralarında akdettikleri sözleşmelerde tüm hükümleri bir bütün şeklinde yorumlanmalı mücbir sebep ve uyarlamaya ilişkin hükümler var ise tarafların bu riski nasıl paylaştıkları değerlendirilmelidir[5].

Akdedilen sözleşmelerde mücbir sebep veya uyarlama konusunda hükmün bulunmadığı durumlarda salgın sonucunda ifanın imkânsızlaşmasıyla borcun sona ermesi, aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama veya içtihatlarda kabul edilen geçici imkânsızlık hali gündeme gelebilir. Covid-19 özelinde yaptığımız değerlendirme kapsamında, meydana gelen salgın borçlunun etki alanından kaynaklanmayan bir husus olduğu için TBK m.112’deki borcun ifa edilmemesinin sonuçları ise kural olarak gündeme gelmeyecektir. Bu hususun yorumlanmasında devlet tarafından alınan önlemleri ve somut olay özelinde oluşturduğu sonuçları değerlendirmek isabetli olacaktır. Nitekim Yargıtay bu hususta[6] “…Sözleşmede mücbir sebep olarak kararlaştırılmış olmamakla birlikte, ifa süresi içinde Ağustos 1999’da Adapazarı-İzmit-Gölcük-Yalova yöresinde büyük bir deprem yaşandığı bilinen bir gerçektir. Bazı yerlerde de deprem nedeniyle inşaatlar devamlı veya geçici bir süre durdurulmuştur. Sözleşmede mücbir sebep ve sürenin uzatılması nedeni olarak belirtilmese dahi, tarafların iradesi dışında idari makamlarca konulan inşaat yasağının teslim süresine eklenmesi gerekeceği ortadadır.” ifadesiyle sözleşmede mücbir sebep olarak belirtilmese dahi bahsi geçen bölgede hayatı durma noktasına getiren bir sebep nedeniyle inşaatın zorunlu olarak durduğu sürenin teslim süresine eklenmesi gerekeceği belirtilmiştir.

Belirtmek gerekir ki mücbir sebep, borcun zamanında ifa edilmesine engel olmuş ise ancak ifanın sonradan gerçekleşmesi mümkünse borçlu o an için gecikmeden sorumlu olmaz ancak mücbir sebebin kalkmasından sonra borcun ifasından sorumlu olmaya devam edecektir[7]. Bu husus ifanın mücbir sebepten kaynaklı gecikmesi durumunda gündeme gelecek olup gecikme hâlihazırda mücbir sebepten kaynaklanmıyorsa borçlunun sorumluluğu hiçbir kesintiye uğramadan devam edecek ve şartları gerçekleştiyse mütemerrit dahi olacaktır. Dolayısıyla halihazırda Covid-19 salgınından kaynaklanmayan nedenlerle var olan gecikmeler için salgın nedeniyle mücbir sebep iddiası öne sürülemeyecektir.

Öte yandan inşaat sözleşmelerini değerlendirirken inşaatın devam ettiği şantiye bölgesi ve çalışan işçilerin durumuna da ayrıca değinmek gerekir. Zira salgın inşaat işçileri için zorlayıcı ve gerektiğinde işe devamını engelleyecek bir sebeptir. Kaldı ki devlet tarafından olası bir uyulması zorunlu karantina uygulanması halinde inşaat faaliyeti de duracaktır. Yargıtay’ın konuya ilişkin kararında[8] “…İşçiyi çalışmaktan alıkoyan nedenler, işçinin çevresinde meydana gelmelidir. İşyerinden kaynaklanan ve çalışmayı önleyen nedenler bu madde kapsamına girmez. Örneğin işyerinin kapatılması zorlayıcı neden sayılmaz -Yargıtay 9.HD. 25.4.2008 gün 2007/16205 E, 2008/10253 K.-. Ancak, sel, kar, deprem gibi doğal olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi, salgın hastalık sebebiyle karantina uygulaması gibi durumlar zorlayıcı nedenlerdir.” şeklinde belirtilmek suretiyle salgın hastalık sebebiyle karantina uygulamasının çalışmayı önleyen zorlayıcı nedenlere girdiği de vurgulanmıştır.

    4. SONUÇ

Covid-19 salgını objektif olarak gerek etkisi ve alınan tedbirler gerekse de doktrin ve yargı içtihatları doğrultusunda salgın hastalık niteliğiyle mücbir sebep kapsamındadır. Ancak etkisi artarak devam etmekte olan Covid-19 salgının somut olarak mücbir sebep sonucunu doğurması, ilgili hukuki ilişki üzerindeki etkileri, edimlerin ifasını ne derece etkilediği, tarafların bildirim yükümlülüğüne uyması gibi hususlarla somut olay özelinde değerlendirilmelidir. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede salgının mücbir sebep sayılmasını ve uyarlamaya ilişkin hükümler mevcut ise öncelikle sözleşme hükümlerini yorumlamak gerekir. Sözleşmede bu hususlarda bir hüküm yoksa yine somut olayın niteliği gereği salgının tarafların edimlerini ne şekilde etkilediği gözetilerek aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama ve ifanın geçici veya tamamen imkânsızlaşması hususlarının değerlendirilmesi isabetli olacaktır. Bu noktada inşaat sözleşmeleri kapsamında mücbir sebeplerin ifanın gecikmesine yol açması durumunda, iş sahibinin yükleniciye süre uzatımı vermesiyle sözleşmenin gecikmeye ilişkin sonuçları bertaraf edilecektir. Sonuç olarak Covid-19 salgınının inşaat sözleşmelerindeki mücbir sebep etkisi, hastalığın yayılmasına bağlı olarak uygulanacak tedbirlerle de şekillenecek olup devlet tarafından karantina uygulaması, inşaat faaliyetinin devamı noktasında yasakların gündeme gelmesi ile sözleşmelerin tarafları, edimlerin niteliği, somut olayın özellikleri bu hususta önemli rol oynayacaktır.

Av. Doç. Dr. Süleyman YILMAZ
Av. Güner DOĞAN

KAYNAKÇA

  • Baysal, Başak: Sözleşmenin Uyarlanması, TBK m.138, Aşırı İfa Güçlüğü: 3. Bası, İstanbul 2019.
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19.Bası, Ankara 2015.
  • Oğuzman, M. Kemal/ Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.I, 17. Bası, İstanbul 2019.
  • Tekinay, Selahattin Sulhi/ Akman, Sermet/ Burcuoğlu, Haluk/ Altop, Atilla: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993.

[1]Eren, Fikret:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.557; Oğuzman,M. Kemal/Öz, M. Turgut:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.I, s.451; Tekinay,Selahattin Sulhi/ Akman, Sermet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.1002.

[2]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2018 tarihli, 2017/11-90 E. ve 2018/1259 K. sayılı kararı.

[3]www.tdk.gov.tr  “Bir hastalığın bir kıta ya da birkaç ülke üzerinde aynı anda yaygın şekilde görülmesi, büyük salgın” olarak tanımlanmaktadır.

[4]Sosyal felaket, genel nitelikte, tüm halkı veya halkın büyükçoğunluğunu etkileyebilecek,savaş̧, deprem, salgın gibi bir değişiklik olarak ele açıklanmaktadır. Baysal, Başak/ Uyanık, Murat/Yavuz, M. Selim: Koronavirüs 2019 (Covid-19) ve Sözleşmeler için bkz. www.blog.lexpera.com.tr.

[5]Baysal, Başak:Sözleşmenin Uyarlanması, TBK m.138, Aşırı İfa Güçlüğü, s.686.

[6] Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 11.3.2008 tarihli, 2007/1782 E. ve 2008/1559 K. sayılı kararı.

[7]Oğuzman/ Öz, s.451.

[8] Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 03.07.2018 tarihli ve 2016/3450 E. 2018/14618 K. sayılı kararı.

Paylaşımlardan haberdar olmak için

Yeni yazılar, haberler ve akademik çalışmalar

Benzer Yazılar

MAGNA HUKUK AVUKATLIK & DANIŞMANLIK KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI HUKUKU KAPSAMINDA ÇALIŞAN ADAYI AYDINLATMA METNİ

Magna Hukuk, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (6698 sayılı Kanun) kapsamında kişisel verilerin işlenme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen olarak veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden veri sorumlusu sıfatıyla sorumludur.
       
İşbu metinle temel hak ve özgürlükler ve kişisel verileri korumak; Anayasa’ya, insan haklarına ilişkin taraf olunan uluslararası sözleşmelere ve Kanun ile sair mevzuata uygun veri işleme faaliyetinde bulunmak amacıyla Magna Hukuk tarafından yapılan iş başvuruları doğrultusunda işlenen kişisel verilere ilişkin veri sorumlusunun aydınlatma yükümlülüğü kapsamında, çalışan adayı durumunda olan ilgili kişilerin bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışan adayları, Magna Hukuk bünyesinde çalışmak için başvuruda bulunmuş avukat, stajyer avukat ve idari personel adaylarıdır.
       
İşbu metin Magna Hukuk Avukatlık & Danışmanlık Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesi Politikası Metni (Politika Metni) ile açıklanan kavram ve ilkelere uyumlu olarak hazırlanmış olup gerektiğinde güncellenmektedir.