2021/8174 E., 2022/296 sayılı Yargıtay 3. Dairesi’nin kararı [Karar] 02.06.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Kararın konusunu aleyhine başlatılan icra takibine karşı itiraz etmeyerek ve menfi tespit davası açmayarak borcu cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalan davacı tarafından, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı açılmış olan istirdat davasının, arabuluculuğa tabi olup olmadığı oluşturmaktadır.
Dava konusu olayda Davacı; arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmayan davalı şirketin hakkında başlatmış olduğu icra takibinin kesinleşmesi üzerine işlettiği galerideki araçlara haciz koyduğunu, bu nedenle takibe konu edilen borcu istirdat davası açma hakkını saklı tutarak 15/11/2018 tarihinde ödemek zorunda kaldığını, takibe konu edilen abonelik sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek; ödemek zorunda kaldığı paranın 15/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten istirdadını talep etmiştir.
Davalı davanın reddini istemiştir ancak Mahkemece; alınan bilirkişi raporunda abonelik sözleşmesindeki imzanın davacının eli ürünü olmadığının bildirildiği, bu aşamadan sonra duruşmanın ertelenmesini gerektirecek bir tahkikat işleminin bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar vermiştir.
Adalet Bakanlığı ise dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmamış olmasını dikkate alarak davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddi gerekirken işin esasına girilmesini ileri sürerek hükmün kanun yararına bozulmasını talep etmiştir.
Kararda istirdat davasının amacının, davacının ödeme emrine itiraz etmemesi ya da edip de itirazın kaldırılmış olması sebebiyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı ve fakat gerçekte borçlu olmadığı bir paranın geri alınmasını sağlama olarak açıklanmıştır.
Bu kapsamda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan değerlendirmede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu [TTK] “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı 5/A maddesinin birinci fıkrasında alacak ve tazminat taleplerini içeren ticari davaların açılmasından önce arabulucuya başvurulmuş olmasının bir dava şartı olduğu hükme bağlandığı belirtilmiş ve devamında, istirdat davasının konusunun bir miktar para alacağına ilişkin bulunduğu, buna bağlı olarak istirdat davasının açılmasından önce TTK m. 5/A uyarınca arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu ancak davacı tarafından dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmadığı tespiti yapılmıştır.
Netice itibariyle Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ilgili davada arabuluculuğa başvurulmamış olması dikkate alınarak davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası hakkında karar verilmiş olmasını usul ve kanuna aykırı olarak nitelendirmiş ve Adalet Bakanlığı’nın bu yöndeki kanun yararına temyiz talebinin kabulünün gerektiği ifade ederek hükmün kanun yararına bozulmasına karar vermiştir.

